Ana Sayfa / Yaşam / Kadın / Yüzünüzdeki Kahverengi Lekeler İle Başetmek Mümkün

Yüzünüzdeki Kahverengi Lekeler İle Başetmek Mümkün

Cildimiz, değiştirme olanağı olmayan tek giysimiz… Hepimiz pürüzsüz, lekesiz, ipeksi bir giysi hediyesiyle dünyaya geliriz ve onu en iyi şekilde korumak bizim elimizdedir.

 

Lekelerin oluşmasını önlemek için güneşten korunmalı ve koruyucu ürün kullanılmalıdır.

Diyet takviyesi olarak, cildin, kendini güneş ışınlarından savunmasından yardımcı olacak, antioksidan maddeler; C vitamini,  E vitamini, üzüm çekirdeği özü, likopen, alfa-lipoik asit vb. kullanılması yararlıdır. Renk açıcı ve ton farklılıklarını düzenleyen C Vitamini, CM glukan, meyan kökü, arbutin, kojik asit, azelaik asit, meyve asitleri gibi maddeler içeren kozmetik ürünlerin kullanılmasıda faydalı olur. Bunlara ek olarak cilt için bakımın düzenlenmesi için mutlaka bir dermatologdan destek alınız.

 

Yüzdeki Kahverengi Lekeler:

Hamilelik lekeleri ve çiller, lazer, kimyasal soyma ve akne tedavisi sonrası gelişen  lekeler kozmetik olarak sıklıkla şikayet ettiğimiz sorunlardır. İnsanın ruh sağlığı, görünümü, ilişkilerini ve özgüvenini önemli derecede etkiler. Tedavisi, zaman ve sabır isteyen bir durumdur. Ancak tedavi edilmezlerse renk koyulaşır ve koyulaştıkça, tedavinin yararı azalır. Tedavide ilk basamak güneşten korunmak ve birlikte lekenin sebebini araştırmaktır.

 

Yüzdeki kahverengi lekeler en sık sebebi güneş ışınlarıdır. Ayrıca hamilelik, tiroid hastalıkları, hormon tedavileri, bazı kozmetikler ve epilepsi ilaçları, doğum kontrol ilaçları vb. gibi pek çok faktör de renk maddesinin aşırı yapımına ve depolanmasına neden olabilir. Derini kahverengi rengi “melanin” olarak adlandırılan renk maddesine bağlıdır. Melanin maddesi, renk hücreleri tarafından yapılır. Derini üst yada alt tabakasında depolanır.

 

Leke tedavisinin temeli güneşten korunmalıdır. Ayrıca kozmetik ürünler, hormon ve güneşe duyarlandırıcı ilaç kullanımının sınırlandırıması da gerekmektedir.

 

Leke tedavisinde etkinliği belirleyen faktörler:

Kişinin Tedaviye Uyumu/”Güneşten Korunmak”: Leke tedavisinin birinci adımı ve “olmazsa olmaz”ıdır. Lekelerin oluşumu ve ilerlemesinde güneş çok önemli bir faktördür. Güneşten yeterince korunmayanlarda tedavi bütünüyle başarısızdır, ayrıca her güneş temasında lekeler koyulaşır ve derinleşir. Ancak unutulmamalıdır ki, “güneşten koruyucu kremler” güneşten korunmanın sadece bir yönünü oluşturur. Asıl korunma, dışarıda geçirilen zamanı kısıtlamak ve koruyucu giysiler (şapka, gözlük vb.) kullanmakla olur.

Ayrıca lekeye neden olan kozmetik ürünler ve hormonlar ile güneşe duyarlılaştırıcı ilaç kullanımının sınırlandırılması da gerekmektedir.

Var olan lekelerin ilerlememesi ve yeni lekelerin oluşmaması için her dönemde güneşten iyi korunmaya dikkat edilirken, öncelikle güneşin UV ışınlarından çok iyi korunmak gerektiği unutulmamalıdır. UV ışınları yalnız güneşli mevsimlerde değil, bulutlu ve karlı havalarda da etkilidir.

Güneşten koruyucular, leke tedavisi sırasında ve tedavi sonlandırıldıktan sonra ömür boyu kullanılmalıdır. Çok az bir güneş ışığı bile renk hücrelerini uyarabilir. Kış aylarında 15-20 faktör içeren güneşten koruyucuların kullanılmaları yeterli iken, yaz aylarında daha fazla faktör içeren güneşten koruyucuların kullanılması gerekir. Güneşten koruyucular 4-5 saat içerisinde ya da su ile temasta etkilerini yitirdiklerinden, 3-4 saat aralıklarla yeniden sürülmelerinde yarar vardır. Kozmetik sektöründeki hızlı gelişme çok değişik seçenekler üretmektedir; yüksek koruma faktörü içeren fondöten ve pudralar, güneş koruyucu rujlar bu konudaki seçeneklerden bazılarıdır.

Güneşten korunmayla birlikte, oluşmuş lekeleri soldurmak için, renk açıcı ve/veya soyucu nitelikte kozmetik ürünler de kullanılmalıdır. Günümüzde “renk açıcı kremler” adı altında pek çok ürün geliştirilmiş ve satışa sunulmuştur. Bu ürünlerin bileşimlerinde çoğunlukla vitaminler, kojik asit, arbutin, meyan kökü, meyve asitleri, azaleik asit, hidrokinon vb. maddeler ve bu maddelerin bileşimleri yer alır. Bu ürünlerin, koruma faktörü 30’un üzerinde olan güneşten koruyucular ve tıbbi uygulamalar ile birlikte kullanılması, etkinliklerini arttırmaktadır.

Soyucu nitelikteki ilaçlar ise meyve asitleri ya da retinoik asitlerdir, daha derin tabakalara kadar nüfuz ederler. Soyucular bazen tek başına bazen başka yöntemler ile birlikte kullanılabilirler.

Mekanik veya kimyasal peeling yolu ile, profesyonel olarak derinin üst tabakasının ölü hücrelerden arındırılması, renk açıcı ürünlerin etkinliği ve tedavideki başarısı arttırılabilir.

Ayrıca, diyet desteği olarak, cildin kendini güneş ışınlarından savunmasında yardımcı olacak antioksidan maddeler (C vitamini, E vitamini, üzüm çekirdeği özü, likopen, alfa-lipoik asit vb.) kullanılmalıdır.

Gebe, lohusa ve doğum kontrol ilacı kullanan bayan hastalarda tedavi önerilmemektedir. Gebelerde oluşan lekeler genellikle doğumdan sonra bir yıl içinde kaybolur. Önemli olan, bunlara güneş lekelerinin ilave olmamasıdır.

Sebebin Belirlenmesi: Tedavinin mutlaka bir hekim kontrolü altında yapılması gerekir;

hasta hormonal yönden değerlendirilmeli, kullanılan ilaçlar gözden geçirilmelidir.

 
Lekenin Derinliği: Melanin depolanması ne kadar yüzeysel ise tedavi şansı yüksek,

melanin depolanması ne kadar derin ise tedavi o kadar zor, hatta bazen tümüyle başarısızdır. Dermatologlar, özel geliştirilmiş bir ışıkla lekenin derinliğini saptayabilirler. Tedavinin düzenlenmesinde ve takipte doğru adres bir dermatologdur.

Tedavinin Takibi ve Sürekliliği: Leke tedavisi uzun süreli bir tedavidir, zaman ve sabır ister. “Renk açıcı” kozmetik ürünlerin etkilerinin değerlendirilebilmesi için en az 3-6 ay takip gerekir. Tedavinin devamına ya da kesilmesine takip eden dermatolog karar verir. Tedavi sonrası nüks önemli bir sorundur.

 

Dünya Sağlık Örğütünün Sizin İçin Güneşten Korunma Önerileri:

  • Gün ortasında güneşte kalma zamanını sınırların. Saat 10.00 – 15:00 arası açık alanda bulunmayın.
  • Ultraviyole indeksini takip edin.
  • Gölgeleri akıllıca kullanın.

 

Ana Sayfaya Dön

Genç Kadınların Gizli Hastalığı: Nabızsızlık

Genç Kadınların Gizli Hastalığı: Nabızsızlık Romatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Sayarlıoğlu, özellikle 40 yaş ve …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir